‘İdari tutuklama’: İsrail’in binlerce Filistinliyi aylarca gözaltında tutma yöntemi

17 yaşındaki Yasin Alhasnat, işgal altındaki Batı Şeria’nın Beytüllahim kentinde İsrail ordusunun sabah saat 04:00’te eve yaptığı baskınla gözaltına alındıktan yaklaşık beş ay sonra cezaevinden tahliye edildi.

Yasin beş ay boyunca “idari tutukluluk” adı altında tutulmuştu. İngilizlerden miras kalan bu sistem, İsrail devletinin insanlara herhangi bir suç yöneltmeden ve kanıt sunmadan süresiz olarak hapsetmesine izin veren ve uzun süredir uygulanan bir yöntem.

Yasin, “Gizli bir dosyaları var. İçinde ne olduğunu size söylemiyorlar” diyor.

Hamas’ın Gazze’de tuttuğu rehineler karşılığında İsrail tarafından serbest bırakılan 180 Filistinli çocuk ve kadın tutuklular arasındaydı Yasin.

Ancak İsrail bir yandan Filistinli tutukluları serbest bırakırken bir yandan da yüzlerce insanı gözaltına alıyordu. Son 30 yılın en yüksek seviyesi olan 1300 idari gözaltındaki kişi sayısı 7 Ekim’den bu yana geçen haftalarda 2800’ü aştı.

Yasin serbest bırakıldığında ailesine hiçbir şekilde kutlama yapmamaları ya da medyaya konuşmamaları söylendi. Gözaltında yaşadıklarını BBC’ye anlatan diğer iki gencin ailesine de aynı talimatlar verildi. Ancak her üç aile de idari gözaltı konusunu dile getirmek istediklerini söyledi.

İsrail bu uygulamanın uluslararası hukuka uygun olduğunu ve terörle mücadelede gerekli bir önleyici tedbir olduğunu söylüyor. Batı Şeria’da 2013-2016 yılları arasında askeri savcılık yapmış olan Maurice Hirsch BBC’ye verdiği demeçte İsrail’in gözaltındakilere itiraz hakkı tanıyarak ve gözaltı sürelerinin altı ayda bir gözden geçirilmesini sağlayarak “uluslararası hukuka uymakla kalmayıp onu aştığını” söyledi.

Ancak insan hakları grupları, İsrail’in bu tedbiri geniş çaplı kullanmasının, bu ölçekte kullanılmak üzere tasarlanmamış bir güvenlik yasasının kötüye kullanılması olduğunu belirtiyor. Ayrıca tutuklular aleyhlerindeki delillere erişemedikleri için kendilerini etkili bir şekilde savunamıyor veya itiraz edemiyor.

Filistinlilerin gözaltına alınmasını izleyen İsrailli insan hakları örgütü HaMoked’in direktörü Jessica Montell, “Uluslararası hukuka göre idari gözaltı nadir kullanılan bir istisna olmalıdır” dedi.

“Mevcut bir tehlike varsa ve bu tehlikeyi önlemek için birini gözaltına almaktan başka bir yol yoksa bunu kullanmanız lazım. Ancak İsrail’in böyle yapmadığı açık. Yüzlerce, binlerce insanı suçlama olmaksızın gözaltına alıyor ve idari gözaltıyı kendisini denetimden korumak için kullanıyor.”

1945’ten bu yana Filistinliler, önce İngiliz Mandası altında, daha sonra da İşgal Altındaki Filistin Topraklarında idari gözetime tabi tutuldu. Bu yasa çok nadir bazı durumlarda İsrailli yerleşimcilere karşı kullanılmış olsa da, esas olarak Batı Şeria’da çocuklar da dahil olmak üzere Filistinlileri gözaltına almak için kullanılıyor.

İdari tutuklular askeri mahkemede yargılanıyor ve İsrailli bir askeri hakim önünde duruşmaya çıkarken devletin elindeki delillerin hiçbirini tutuklulara ya da avukatlarına açıklaması gerekmiyor.

Tutuklular daha sonra altı aya kadar hapis cezasına çarptırılabiliyor. Ancak bu altı ay askeri mahkeme tarafından süresiz olarak uzatılabiliyor, yani idari tutuklular ne kadar süreyle hapiste tutulacaklarına dair hiçbir fikre sahip olamıyor.

Yasin, “İnsanı asıl rahatsız eden şey belirsizlik” diyor. “Altı ayınızı bitirip çıkacak mısınız? Yoksa bir yıl, iki yıl daha mı kalacaksınız?”

Tutuklular İsrail Yüksek Mahkemesi’ne kadar temyiz başvurusunda bulunabilir, ancak aleyhlerindeki kanıtlara erişimleri olmadığı için bunu hangi temele dayandıracaklarına dair bir fikirleri olamıyor. Resmi olarak askeri mahkemelerde yargılanan Filistinlilerin kanıtlara erişimi daha fazla, ancak mahkemeler davaların yaklaşık yüzde 99’unda mahkumiyet veriyor.

Kudüslü savunma avukatı Maher Hanna “Filistinlileri askeri mahkemelerde savunmak neredeyse imkansız bir görev” diyor.

“Sistemin tamamı bir Filistinlinin kendini savunma kapasitesini sınırlamak üzere tasarlanmış. Savunmaya ağır kısıtlamalar getiriyor ve savcıyı ispat yükünden kurtarıyor.”

Yasin’in annesi Sadiye, İsrail’in Batı Şeria’da uyguladığı politikanın “kırmızı, yeşil, her renkten tüm çizgileri aştığını” belirtiyor ve “Paralel bir adalet sistemi altında yaşıyoruz” diyor.

16 yaşındaki Usame Marmeş sokakta gözaltına alındığında plakasız bir arabaya bindirilmiş. İlk 48 saat boyunca babası Naif’in onun nerede olduğuna dair hiçbir fikri yokmuş. Naif, “Tanıdığınız herkesi arayıp oğlunuzu görüp görmediklerini soruyorsunuz. Gözüne uyku girmiyor” diyor.

Usame ne için gözaltına alındığını defalarca sorduğunu ama her seferinde “sus” denildiğini söylüyor.

Musa’nın babası Muhannad telefonundaki bir fotoğrafı göstererek, “Onu iç çamaşırlarıyla götürdüler. Üç gün boyunca hiçbir şey bilmedik” diye anlatıyor.

Ne Yasin, Usame ve Musa’ya, ne ailelerine ne de avukatlarına aylar süren tutuklulukları boyunca aleyhlerinde herhangi bir delil gösterilmedi. İsrail son takaslarda serbest bırakılacak tutukluların listesini yayınladığında, suçlamalar sütununda Yasin, Usame ve Musa’nın isimlerinin karşısında sadece “Bölgenin güvenliğine tehdit” gibi muğlak bir ifade vardı.

Listenin bir başka versiyonunda ise Yasin ve Musa’nın Filistinli militan gruplarla bağlantılı olduklarından şüphelenildiği belirtiliyordu. Usame serbest bırakıldığında, aylar önce iki kez İsrail güvenlik mevzilerine doğru “avucunun yarısı büyüklüğünde” bir taş attığını belirten kısa bir suçlama kağıdı verildi.

Eski askeri savcılık müdürü Maurice Hirsch, eldeki sınırlı bilgilerden herhangi bir sonuç çıkarmanın yanlış olacağını söyledi. “Bu teröristlere karşı açıkça mevcut olan kanıtlar ile istihbarat bilgilerinin taşıdığı anlam arasında çok büyük bir fark var” dedi.

“Guantanamo’da Amerikalılar tarafından idari gözaltının kullanıldığını görüyoruz, yani bu tedbirin uluslararası alanda tanındığını ve kabul edildiğini biliyoruz. Bu uluslararası kabul görmüş bir tedbir olduğuna göre, muhtemelen şimdiye kadar görülmüş en yüksek terör tehdidiyle karşı karşıyayken, neden sadece İsrail’in bunu kullanması engellensin ki?” diye soruyor.

Yasin, Usame ve Musa 4-7 ay arasında hapis yattılar. Her üçü de 7 Ekim’deki Hamas saldırısına kadar koşulların nispeten rahat olduğunu, saldırı nedeniyle toplu cezalandırma olarak nitelendirdikleri bu olayda yatak çarşaflarının, battaniyelerinin, fazladan giysilerinin ve yiyeceklerinin çoğunun alındığını ve dış dünyayla tüm iletişimlerinin kesildiğini söylediler.

Diğer tutuklular da dövüldüklerini, göz yaşartıcı gaza maruz kaldıklarını ya da üzerlerine köpek salındığını iddia etti.

İsrail Cezaevi Servisi, Hamas saldırısına yanıt olarak cezaevlerini acil durum uygulamasına geçirdiğini ve “güvenlik mahkumlarının yaşam koşullarını azalttığını” doğruladı.

Yasin, Usame ve Musa, İsrailli rehinelerin takasında kadın ve çocuklara öncelik verildiği için erken bırakıldılar. Ancak cezaevi servisinin en son rakamlarına göre İsrail hapishanelerinde hala 2,873 kişi idari gözetim altında tutuluyor.

Her üç çocuk da okulu bitirmek istediklerini söylüyor. Ancak Musa’ya göre, sürekli yeniden hapse atılma tehdidi altında yaşamak başlı başına “bir tür psikolojik gözaltı”.

Yasin, “Bizi daha büyük bir hapishaneye bıraktılar” dedi.

Yasin’in annesi ona bakarak “Huzur yok. Onu her an götürebilirler” diye ekledi.

Muath al-Khatib’in katkılarıyla.

Fotoğraflar: Joel Gunter

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*